cheap world cup jerseys You can't get that readily from canned pineapple. It has to come from a fresh pineapple. So when you first buy your pineapple, one of the things you want to do is take it and put it in something and turn it upside down. ALICE MONSAERT: This piece of equipment is called the BOSU, B O S U. It stands for "both sides up," and it evolved into the fitness industry from the stability ball. The stability ball is nice and round. Wine is a wonderful accompaniment to this dish. A chianti or zinfandel is a traditional wine paired with tomato sauce and pasta. The cannoli is a popular Italian desert that consists of a deep fried pastry with a sweet ricotta cream filling that is sprinkled with powdered sugar.. Many cereals contain refined grains that are sweetened with sugar. Although these cereals may taste good, they are high glycemic foods that can rapidly increase your blood sugar levels and soon lead to low blood sugar and more sugar cravings. Sugared cereals are especially dangerous and even life threatening foods for diabetics. Cooking (especially boiling) can zap up to 50 percent of the antioxidants in some vegetables, according to a 2009 study published in the Journal of Food Science.confirm what we suspected for some time: A positive outlook on life and laughter can actually help you to live longer, Harry says. For example, a Yale University study of older adults found that people with a positive outlook on the aging process lived more than seven years longer than those who did not, while a 2012 study published in Aging found that positivity and laughter are defining characteristics in people who celebrate their 100th birthday.Positive thinking increases the brain levels of the hormone Brain Derived Neurotropic Factor, which improves memory, helps to alleviate depression, and fights Alzheimer disease, Harry explains. What more, the simple act of laughing decreases levels of the stress hormone cortisol as well as inflammation, she says.Reach Your Target BMI: Add 3 YearsA barometer of body composition, body mass index (BMI) compares weight to height by dividing weight measurement (in kilograms) by squared height measurement (in meters). cheap wholesale authentic jerseys To a standing ovation, Bono and U2 performed an acoustic version of "Ordinary Love," their Oscar nominated song from "Mandela: Long Walk to Freedom," a tune penned in tribute to the late South African leader Nelson Mandela. cheap throwback jerseys wholesale The story then cut to Kazakhstan where three inhabitants of the space station were coming in to land and Cox was on hand to get very excited about Euclid and Newton.. cheap jerseys wholesale online Plus carving splendid monuments in the rock. atlantafalconsjerseyspop cheapnfljerseysband.com One participant, Meryl Streep, giddily exclaimed: "I've never tweeted before!". Wholesale Houston Texans Jerseys "It's been an amazing year," said Mandel.

cheap jerseys wholesale jerseys

Brad Pitt, left, and Steve McQueen pose in the press room with the award for best picture for "12 Years a Slave" during the Oscars at the Dolby Theatre on Sunday, March 2, 2014, in Los Angeles. Seattle Seahawks jersey "Especially with our new judge, Howard Stern. wholesale nfl jerseys (Photo by Jordan Strauss/Invision/AP)(Photo: Jordan Strauss Jordan Strauss/Invision/AP)LOS ANGELES Perhaps atoning for past sins, Hollywood named the brutal, unshrinking historical drama "12 Years a Slave" best picture at the 86th annual Academy Awards.. Wholesale Tennessee Titans jerseys We had soon followed our forebears out of Africa and onto Petra in Jordan, where mankind had begun trading, writing and taxing. cheap nfl jerseys If the Mexican Cuaron wins best director for the lost in space drama, as he's expected to, he'll be the first Latino filmmaker to take the category.. wholesale cheapest jerseys The moptop prof communicates as if in the midst of a very jolly acid trip, all blissed out smiles and wide credulous eyes. wholesale cheap jersey Two hours into the ceremony, Alfonso Cuaron's box office hit and visual marvel "Gravity" had accrued six Oscars, winning for cinematography, editing, score, visual effects, sound mixing and sound editing. cheap NFL jerseys When we first started I said, 'I don't know. arizonacardinalsjerseyspop Its graceful breakthrough star, Lupita Nyong'o, also won best supporting actress and John Ridley won best adapted screenplay.. Wholesale Denver Broncos Jerseys Glowing backstage, she cradled her statuette: "I'm so happy to be holding this golden man.". Wholesale Indianapolis Colts Jerseys Singing his nominated "Happy" from "Despicable Me 2," Pharrell Williams had Streep and Leonardo DiCaprio dancing in the aisles.. cheap giants jerseys wholesale Are we going to find anybody?' But we've found some incredible people.

Wholesale Tampa Bay Buccaneers jerseys

But history belonged to "12 Years a Slave," a modestly budgeted drama produced by Pitt's production company, Plan B, that has made $50 million worldwide a far cry from the more than $700 million "Gravity" has hauled in.

Kurumsal Hayattan Ayrıldıktan 2 Sene Sonra Neler Oldu?

6 Ağustos 2018 • YAŞAM, YAŞAM • Views: 66

 

Nasıl ayrıldım, nasıl cesaret ettim? Geçtiğimiz iki sene boyunca neler oldu. Biraz dönüyorum arkamı ve hatırlamaya başlıyorum o günleri.

Son işim; Türkiye’de bir perakende devinin Customer Care & CRM müdürüydüm 3,5 sene boyunca. Görev tanımıma her sene yenilikler ekleniyordu. Sorumluluklar, projeler ve beklenti artıyordu. Bunda bir şikayetim yok. Doğru yöneticiler ile çalıştığınız sürece bu gibi yoğunluklar sizi geliştiren, içinizdeki belki de sizin hala fark edemediğiniz potansiyelin ortaya çıkmasına sebep olur. Hak ettiğinizi düşündüğünüz kazancı elde edebildiğiniz sürece her şey güzel. Ama iş yükünüz, sorumluklarınız artarken sizden daha az çalışan, ya da yeni işe alınmış daha alt pozisyonlardaki insanlara verilen imkanlar size sunulmayınca motivasyonunuz ile ilgili problemler başlıyor.

Her sene ortasında iyileştirme sözü almama rağmen her senenin sonunda yöneticimin bana da mahcup bir şekilde işten ayrılması benim için ilginç olmaya başlamıştı… Dolayısıyla 3,5 sene boyunca 5 farklı yönetici ile çalıştığım için, her birine ayrı ayrı kendimi ispatlamam gerekmişti. Yılmadım, yorulmadım ispatladım. Yeri geldi Ağzında sakız ile toplantılara giren, bir türlü aynı frekansa gelemediğimiz için, her gün şıkır şıkır alışveriş torbası ile 11:00’de işe gelip çok çalışıyormuş gibi gereksiz mailler ile gereksiz bilgiler isteyen bir insan ile 4 aylık bir mobbing süreci atlattım, yine pes etmedim, istifa etmedim. Süreç sona erdiğinde insanlar yanıma gelip elimi sıktılar “ya arkadaş sende ne sabır varmış” diye… Yılmadım. Sonra kendisi paketlenip kapı önüne kondu zaten, o kısım keyifliydi ama Neyse Süreçler süreçler…

İnişli çıkışlı ama ne olursa olsun keyifli bir 3,5 sene geçiyordu. Ancak artık mutsuz olmaya başladığım bir döneme girdiğim için hak ettiğimi düşündüğüm maaşı alabilmek beni çok motive edecekti. Maaş olarak bir beklentim vardı yaklaşık %30 gibi bir iyileştirme istiyordum, ki ortaya çıkan işlere bakıldığında bu her sene yöneticim işten ayrılmadan önce zaten “ok” bir durumdu.

Ve yeni bir genel müdür geldi, benim yöneticim işten ayrıldı. Yine başa döndük Yeni genel müdürüm ile daha ilk one to one toplantımızda maaş mevzusu sebebi ile biraz gerildik. O’na göre hak ettiğim zammı almıştım, bana göre ise alamamıştım. Ben kafamdaki tutarı almadan devam etmeme konusunda direnmem gerektiğini hissettim. İlk toplantıda gerilince pek de keyifli olmadı tabi süreç benim için. Genel müdürüm bana küsmüştü. Koridorda göz göze gelsek “günaydın” diyeceğim, mutfakta göz göze gelsek selam vereceğim ama beni görünce gözünü kaçırıp havalara baktığı bir döneme girmiştik. Normalde yaptığım içi benden başka bilen kimse olmadığı için organizasyon şemasında bire bir çalışıyor olmamız gerekirken -ki kendisi de bu şekilde olması gerektiğini söylerken- bu küskünlük sonrası beni Marketing Mng olan arkadaşıma bağladı. Benim için egosal olarak bir sorun yoktu ortada ancak işin yürüyüş mekanızması biraz zorlaşmıştı, çünkü ben Marketing Manager arkadaşıma onun hiç bilmediği, sürece dahil olmadığı şeyleri anlatıyordum, o da genel müdürümüze aktarıyordu. Bir soru olunca da yine marketing manager aracılığıyla bana geliyordu derken bu işin bu şekilde artık keyifle yürümeyeceğini anladım.

Ayrılık Kararı

Artık 34 yaşında, iyi bir kurumsal şirkette mutsuz olmaya doğru ilerleyen bir çalışan olmaya başlamıştım. Eğer kendime bir şans vereceksem, işte tam da bu andır diye düşünerek kendimi motive etmeye çalıştım. Şu sosyal medyaya tam enerjimle odaklansam neler olacak bi görelim dedim kendi kendime. Eğer bu kararı şimdi vermezsem 40’lara geldiğinde bu riskler pek de kolay alınamayacağı için bundan sonra kurumsal hayatı bırakmam çok zor olacaktı. Benim için çok zor bir alandı. Evim ve işim çok yakındı. 10 dk’da gelebiliyordum. Keyifli bir ofiste çalışıyordum. Ekibimiz çok eğlenceliydi. Konfor alanım çok genişti. Ancak cesaretimi topladım ve zaman bu zaman dedim, ayrılma kararı aldım. Benim istediğim şartlarda ayrılmayı teklif ettim. Kimseyi zor durumda bırakmamak için istenilen zaman ayrılma konusunda İnsan Kaynakları ile hem fikirdik. Ben “yerime yeni birini alın, ben ona iş devri yapayım, buna da bir süre koyalım” gibi bir açıklıkla gittim. Bu görüşmeleri 21 Nisan 2016’da yapmıştık, “ay sonu çıkışını verebiliriz” oldu. Beklediğimden erkendi ama ok yaydan çıkmıştı bir kez. “Okey” dedim tabii… İstediğim şartlarda ayrıldığım için artık cebimde 7-8 aylık bir maaşım vardı ve 7-8 ay sonunda elbet bir şeyler olur diye kendimi cesaretlendirdim.

Veda Zamanı

İş yaptığımız tüm diğer şirketlerdeki üst yöneticilere ve çalışma arkadaşlarıma bir mail ile ayrıldığımı yazdım. Ofise de bir mail attım. Herkes şok! Ofisin en pozitif, en neşeli, en güler yüzlü, sabırlı ve motive eden insanı, direktörlerimin ve eski genel müdürümüzün desteği ile customer care, loyalty CRM entegrasyonunu, HOPİ gibi loyalty programların entegrasyonunu yapmış, %100 müşteri memnuniyeti sağlayacak bir alt yapı kurmuştuk. Ve bu işi bilen benden başka kimse yoktu. Dolayısıyla ayrılma kararım kimse için beklenmedik bir karar olduğunda herkes şoke olmuştu. Ve tesadüf o dönemde aynı şirketteki müdür arkadaşların birinden birkaç gün önce instagram üzerinden bir mesaj aldım. Onu da ekleyeyim…

Ardından, direktörümüz, mentor Can İkinci’ye “Ayrılıyorum, müsaitseniz bir görüşelim” diye bir mail attım. Randevulaştık.

Can İkinci Hakkında

Can İkinci ile çalışmak muazzam bir şeydi. İnanılmaz bir mentordu. 30 yaşında Türkiye Starbucks Genel Müdürü olmuştu. Siz ya da ben 30 yaşımızda ne yapıyorduk mesela bir düşünün…

Yetmedi 34 yaşında Starbucks Türkiye Ceo’su olmuştu. 38 yaşında ise bir fon şirketinin direktörleri arasında yer alarak bizim de içinde bulunduğumuz birkaç şirketin yöneticiliğini yapmıştı. Ben de tam olarak bu noktalarda sürece dahil olmuştum.

Ses tonunu, vurgulamalarını inanılmaz kullanıyordu. Can İkinci’yi hiç tanımasanız, arka masanızda biri ile sohbet etse mutlaka dönüp bakarsınız bu kadar güzel bir ses ile bu kadar doğru tonlama ve ifade ile konuşan adam kim diye. Tüm ekibine, şirkete ışık saçan, ikna kabiliyeti çok yüksek, istediği şeyleri net, kısa ve doğru anlatan, hiç sinirlenmeyen ya da bunu hiç fark ettirmeyen ve asla yorulmayan bir yapısı vardı. Onunla birlikte çalışırken onun gibi olmak isteyerek tüm olumsuz gördüğüm yönlerimi bir tarafa bırakırdım. 10 saatlik toplantıların olduğu günlerde bile ilk saat ve son saatteki enerjisini nasıl aynı tutabiliyor hep şaşırdığım bir yöneticiydi ve onunla çalışıyor olmak gerçekten çok ama çok büyük bir şanstı.

Neyse, ayrılma kararıma bence şaşırdı ama bence belli etmedi Kısaca 3,5 senelik çalışmamızda sadece toplantılarda bile kendisini seyrederek çok şey öğrendiğimi ve kendisi ile çalışmanın çok öğretici, yol gösterici ve keyifli olduğunu söyledim. Ve el sıkıştık.

Onur Erbay’dan mail… Ve Hayatımı Değiştiren Konuşma

Birkaç gün sonra özel mailime Hopi Genel Müdürü Onur Erbay’dan “Neden ayrıldın? Gel bi konuşalım” diye mail geldi. Onur Erbay da Can İkinci’nin Amerika’dan arkadaşıydı ve yine iletişim becerileri ve enerjisi çok yüksek Hopi sürecinin başından sonuna başarıya götüren genç genel müdürlerdendi.

HOPİ’nin Genel Müdürü Onur Erbay ile görüşmeye giderken farklı bir kurumsal şirketten ayrıldım ama HOPİ’den de güzel bir teklif gelirse neden düşünmeyeyim diye geçiriyordum aklımdan. İyi bir şirketti, çalışma arkadaşlarını tanıyordum, benim için biçilmiş kaftan gibiydi. Acaba bu görüşme böyle bir konu ile mi ilgili diye düşündüm.

Belirsizliğe doğru bir adım attığım için biraz endişeliydim ama umutlu bir süreçti, Daha önce toplantıdan toplantıya gömleklerimizle oturduğumuz masaların aksine, şimdi tişörtlerimizle oturuyorduk aynı masada.

“Ne güzel gidiyordun, neden ayrıldın?” dedi… Hızlıca anlattım. Özü; “mutsuz olmaya başlayacağım bir sürece girmek üzere olduğumu hissettim ve kendime ilk kez bir şans verdim. Sadece bu işe kanalize olduğumda sosyal medyada ne yapabileceğimi görmek istedim. Bi 6 ay kendime şans vericem sonra olmazsa iş bakarım tekrar” dedim… .

Ve hayatımı değiştiren birkaç cümle geldi karşıdan. “6 ay çok kısa bir süre. Madem bu yola girdin, zor olanı seçtin, kendine bir şans verdin en az 1 sene hatta 2 sene boyunca ne olursa olsun pes etme! Baktın olmuyor, plazalar, şirketler aynen yerinde duruyor. Buraya gelirsin, başka bir yere yönlendiririz, illa ki bir şey olur. Sana iş mi yok? O sebeple sonuna kadar git, pes etme. Kapımız hep açık” dedi.

İnsanın hayatını değiştiren birkaç dönüm noktası vardır ya, bu o noktalardan biriydi işte. Öyle güzel hissettirdi ki bana, öyle güven verdi ki, öyle içimi rahatlattı ki, arkama yaslanarak, tüm kaygılarımdan uzak bir şekilde yapacağım işe odaklanmam gerektiğini hissettim. Bundan önce hep iş bulup eski işinden ayrılan planlı, garantici ben, bu kez boşluğa doğru kocaman belirsiz bir adım atmıştım. Ama çok motiveydim. Çünkü o kapı açıktı artık biliyordum!

Sonra…

Bloggercılık oynamaya başlamıştık. Ama kısa zaman sonra sadece blogger, instagrammer olmak ile çok da para kazanılmayacağını gördüm. Yeme İçme tarafında çok biliniyordum ama o tarafta para kazanılabilecek bir alan yoktu. O sebeple zaten yaklaşık 1 sen önce bunu öngörüp profilimi daha Life-Style içeren bir konuma sokmuştum. Life Style olduğunuzda markalar ile de işbirliği yapabiliyordunuz, ancak bu da iyi bir gelir elde etmek için yeterli değildi. Aslında iyi bir gelirin yanında daha da önemlisi bu işin sürdürülebilir olmamasıydı. Sürdürülebilir bir alan yaratmadığın sürece de hep bu kaygı olacaktı.

Bugünden bir sene Eski ortağım Şefik Soyer de hep bu yönde fikir belirttiği için bir noktada artık güçlerimizi birleştirelim dedik ve birlikte iş yapmaya başladık. Yaptığımız iş, sosyal medya için içerik üretimi, sosyal medya yönetimi ve prodüksiyon hizmetleriydi. İşten ayrıldıktan sonra ilk 6 ay biraz sancılı geçti. Çok da fazla bir gelir sağlayamadım. Ama bir şeylerin tohumlarını atmıştık ve ilerliyorduk. Tam 13 ay sonra ise kurumsalda hak ettiğim diye düşündüğüm maaşın 4 katını kazandığım bir aydı Haziran 2017! Oradan sonra da işler hep yolunda gitmeye başladı. Ancak bu güç birleştirdiğimiz ortaklıkta çok ama çok yorulduğumu ve mutsuz olmaya başladığımı hissettim. Artık insanlar bana “çok mutsuz ve kötü görünüyorsun” demeye başlamıştı. Para kazanıyor olmanın yanında aşırı yoğunluk ve stresten mutluluğumdan ve huzurumdan verdiğim bir döneme girmiştim.

X Süreci

Blogger, instagrammer ne derseni diyin, bu dünyada hepimiz bir şeyler yapmaya çalışıyorduk kendi başımıza. Bireysel olarak büyük hizmetler vermeye çalışanlardan tutun, oturduğu yerde sadece iş bekleyenlere kadar pek çok kişi pek çok savaş vardı. Potansiyeli biliyorduk, görüyorduk. Çok iş vardı aslında, daha profesyonel bakmalıydık. Pek çok markayı tanıyorduki iletişimimiz vardı, hemen hemen tüm ajanslar ile çalışıyorduk. Yüzlerce Influencer, youtuber arkadaşımızdı. İnanılmaz bir networke sahiptik. Böyle bir networke sahipken ve konuya bu kadar hakimken bunu bir işe dönüştürme vakti gelmişti artık.

Ve kurumsal hayattan ayrıldıktan tam bir buçuk sene sonra Ahmet ve Ebru ile kendi şirketimiz @xiletisim LTD’yi kurduk. Teşvikiye’de tatlı bir ofis açtık. Adı X Ofis oldu. 4 Aralık 2017 ‘de şirketi kurduğumuzda bir hayal kurup biraz da geyik olsun diye 2018 ciromuz x kadar olsa ne güzel olur diye düşündük. Şimdi Ağustostayız ve o başında şakayla karışık hayal ettiğimiz yere ulaştık bile. İşler planladığımızdan daha da iyi gidiyordu. Hem özgürdük, hem kendi işimizin patronlarıydık. Şimdi 15’den fazla markaya düzenli sosyal medya ve Influencer Marketing hizmeti veren kocaman bir iletişim ajansı olmuştuk. Çok etkili projeleri çok hızlı şekilde üretip bunları çok efektif şekilde kurgulayıp, markanın da influencerın da mutlu olacağı bir bütçe ile ortaya koymaya çalışıyorduk her şeyi.

Özetle; hemen her Türk insanı gibi kısa yoldan çok para kazanma kurgusu ile değil de, enerjini yüksek tutup, tamamen iyi niyet ile oyunu kurallarına göre oynadığın zaman, biraz vakit alsa da kazanan sen oluyorsun.

En Büyük Şans

En büyük şans nedir biliyor musunuz? Sevdiğiniz işi yaparak para kazanmak. Böyle olduğunda aslında daha çok çalışıyorsunuz, ancak hiç çalışıyor gibi hissetmiyorsunuz. Çünkü yaptığınız işi seviyorsunuz. Hatta öyle ki hayatlarımız bir iş oluyor. Belki dışarıdan bakınca hiç çalışmıyor sadece yiyip, içip, geziyor gibi gözüksek de, uyku dışında neredeyse tüm vaktimizde çalışıyoruz. Alaçatı’ya gitmeler uzaktan bakınca farklı görünse de orası bizim, koşturmacalı ve yorucu bir iş süreci mesela. Çünkü hayatımız kendisi yaptığımız işe dönüşüyor. Ya da işimiz hayatımızın kendisi oluyor. Biz bu şansı, Maslak’ta bir ofis tutmak yerine zaten ikamet ettiğimiz bölgede bir ofis tutarak biraz daha ileri götürdük. Hal böyle olunca yaptığınız iş sizin için sabah 09:00’da ofise gidip akşam 18:00’de çıkabileceğiniz ve bitmesini beklediğiniz bir süreçten çıkıyor ve hayatınızın tümüne yayılıyor. Zaten yaptığınız iş buna müsait ve siz buna belli çizgiler içinde izin veriyorsunuz, ya da vermeyebiliyorsunuz. Örneğin istediğiniz zaman 5 günlük bir yurt dışı tatili yapabilirsiniz. Ya da yapamayabilir ve gece gündüz çalışabilirsiniz.

Sonuç…

Sürecin tümüne baktığınız zaman aslında bir olumsuzluktan yola çıkıyorum. Yeni bir genel müdür gelmiş ve siz daha ilk toplantıda gerginlik yaşamışsınız. Ve Sonraki süreç o kurumda sizin için pek de sevimli olmayacağını hissediyorsunuz. Çok geniş bir konfor alanına sahipken, ayrılma konusunda geri dönülmez bir yola giriyorsunuz. Stresli, belirsiz bir süreç. Belirsiz olması zaten esas kaygı verici bir durum. Ve 2 sene sonraki duruma bakıyorsunuz, ortaya harika bir senaryo çıkıyor.

Şimdi şöyle biraz geri dönüp hayatınıza azıcık bi göz atın. Yaşadığınız hemen hemen tüm “olumsuz” şeyler size çok zaman sonra daha keyifli bir süreç açmadı mı? Bunu o olumsuz şartların içindeyken kestirebilmek, ya da öngörebilmek mümkün değil. Bunu aylar, yıllar sonra ancak fark ediyorsunuz. Mesela sevgilinizden ayrıldığınızda bu sizin için olumsuz bir süreçten çoğunlukla hep daha mutlu olacağınız bir sürece doğru ilerliyorsunuz aslında. İşinizden ayrıldığınızda bu sizin için olumsuz devam eden bir süreç olsa da yıllar sonra baktığınızda “iyi ki” dediğiniz bir hale gelmiyor mu?

Peki şimdi bi düşünün, biz ilk toplantıda gerilmeseydik ne olacaktı? Ben söyleyeyim. İstediği zammı alamamış, ancak içinde bulunduğu koşullar pek çok kişiye göre iyi olduğu için istediğini tam olarak elde edemese de Pollyannacılık yaparak bununla yetinmeyi öğrenmiş ancak bilgisayar başında mutsuz bir kurumsal çalışan olacaktım. Şimdi ise orada isteyip de alamadığım maaşın kat kat fazlasını kazanabiliyorum ve bu sadece benim elimde.

Tags: , , , , ,

4 Responses to Kurumsal Hayattan Ayrıldıktan 2 Sene Sonra Neler Oldu?

  1. Eren İncesu dedi ki:

    Yaşama ve çalışma motivasyonunu bir arada ve bu kadar yalınlıkta bir yazı daha okumadım. Yaşım henüz 20 zira çok okuyacağım böyle yazılar lakin startı böyle vermek çok umut verici. Teşekkürler en içtenliğimle.

  2. Annen dedi ki:

    Canım oğlum nelere katlanmış çok duygulu biryazı ders çlkartılacak biryazı bundan sonraki yılların sağlıklı mutlu bol kazançlı güzel yuva kurmuş ve çocuklarınla anne baba ve kardeşle mutlu yıllar temennisiyle gözlerinden öpüyorum şansın ve huzurun bol olsun canım oğlum

  3. Gülay Önder (Instagram’dan) dedi ki:

    Sevgili Cem Karakuş
    Hemen hemen anlattığın sürecin başından beri seni takip ediyorum. Ve nasıl çalıştığını, neler başardığıni, çevredekilere. kuzenine, kızkardeşine de ne olanaklar sağladığını hep izledim., Ve sayende 21. yy işinin nasıl olduğunu, nasıl bir çalışmayla neler başarılabileceğini görmüş oldum. Bir büyüğün olarak başarılarının her daim devamını dilerim

  4. Tolga Göktay dedi ki:

    Tebrik ederim, aynisini yapacagim elbet yaziyi
    Okurken hayal ettim kendimi. Tesekkurler

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir