cheap world cup jerseys You can't get that readily from canned pineapple. It has to come from a fresh pineapple. So when you first buy your pineapple, one of the things you want to do is take it and put it in something and turn it upside down. ALICE MONSAERT: This piece of equipment is called the BOSU, B O S U. It stands for "both sides up," and it evolved into the fitness industry from the stability ball. The stability ball is nice and round. Wine is a wonderful accompaniment to this dish. A chianti or zinfandel is a traditional wine paired with tomato sauce and pasta. The cannoli is a popular Italian desert that consists of a deep fried pastry with a sweet ricotta cream filling that is sprinkled with powdered sugar.. Many cereals contain refined grains that are sweetened with sugar. Although these cereals may taste good, they are high glycemic foods that can rapidly increase your blood sugar levels and soon lead to low blood sugar and more sugar cravings. Sugared cereals are especially dangerous and even life threatening foods for diabetics. Cooking (especially boiling) can zap up to 50 percent of the antioxidants in some vegetables, according to a 2009 study published in the Journal of Food Science.confirm what we suspected for some time: A positive outlook on life and laughter can actually help you to live longer, Harry says. For example, a Yale University study of older adults found that people with a positive outlook on the aging process lived more than seven years longer than those who did not, while a 2012 study published in Aging found that positivity and laughter are defining characteristics in people who celebrate their 100th birthday.Positive thinking increases the brain levels of the hormone Brain Derived Neurotropic Factor, which improves memory, helps to alleviate depression, and fights Alzheimer disease, Harry explains. What more, the simple act of laughing decreases levels of the stress hormone cortisol as well as inflammation, she says.Reach Your Target BMI: Add 3 YearsA barometer of body composition, body mass index (BMI) compares weight to height by dividing weight measurement (in kilograms) by squared height measurement (in meters). cheap wholesale authentic jerseys To a standing ovation, Bono and U2 performed an acoustic version of "Ordinary Love," their Oscar nominated song from "Mandela: Long Walk to Freedom," a tune penned in tribute to the late South African leader Nelson Mandela. cheap throwback jerseys wholesale The story then cut to Kazakhstan where three inhabitants of the space station were coming in to land and Cox was on hand to get very excited about Euclid and Newton.. cheap jerseys wholesale online Plus carving splendid monuments in the rock. atlantafalconsjerseyspop cheapnfljerseysband.com One participant, Meryl Streep, giddily exclaimed: "I've never tweeted before!". Wholesale Houston Texans Jerseys "It's been an amazing year," said Mandel.

cheap jerseys wholesale jerseys

Brad Pitt, left, and Steve McQueen pose in the press room with the award for best picture for "12 Years a Slave" during the Oscars at the Dolby Theatre on Sunday, March 2, 2014, in Los Angeles. Seattle Seahawks jersey "Especially with our new judge, Howard Stern. wholesale nfl jerseys (Photo by Jordan Strauss/Invision/AP)(Photo: Jordan Strauss Jordan Strauss/Invision/AP)LOS ANGELES Perhaps atoning for past sins, Hollywood named the brutal, unshrinking historical drama "12 Years a Slave" best picture at the 86th annual Academy Awards.. Wholesale Tennessee Titans jerseys We had soon followed our forebears out of Africa and onto Petra in Jordan, where mankind had begun trading, writing and taxing. cheap nfl jerseys If the Mexican Cuaron wins best director for the lost in space drama, as he's expected to, he'll be the first Latino filmmaker to take the category.. wholesale cheapest jerseys The moptop prof communicates as if in the midst of a very jolly acid trip, all blissed out smiles and wide credulous eyes. wholesale cheap jersey Two hours into the ceremony, Alfonso Cuaron's box office hit and visual marvel "Gravity" had accrued six Oscars, winning for cinematography, editing, score, visual effects, sound mixing and sound editing. cheap NFL jerseys When we first started I said, 'I don't know. arizonacardinalsjerseyspop Its graceful breakthrough star, Lupita Nyong'o, also won best supporting actress and John Ridley won best adapted screenplay.. Wholesale Denver Broncos Jerseys Glowing backstage, she cradled her statuette: "I'm so happy to be holding this golden man.". Wholesale Indianapolis Colts Jerseys Singing his nominated "Happy" from "Despicable Me 2," Pharrell Williams had Streep and Leonardo DiCaprio dancing in the aisles.. cheap giants jerseys wholesale Are we going to find anybody?' But we've found some incredible people.

Wholesale Tampa Bay Buccaneers jerseys

But history belonged to "12 Years a Slave," a modestly budgeted drama produced by Pitt's production company, Plan B, that has made $50 million worldwide a far cry from the more than $700 million "Gravity" has hauled in.

2016 ve Ben!

1 Ocak 2017 • YAŞAM, YAŞAM • Views: 84

2016 herkes için akıllarında olumsuzlukların daha yoğun olduğu bir seneydi şüphesiz. Benim için de çok garip bir yıldı. Riskler aldığım, kararlar verdiğim, mutlu olduğum, üzüldüğüm karmakarışık bir sene. 2016’nın önemli anlarını kabaca bir derleyeyim isterim.

Başlangıç

2016 Ocak ayında kurumsal hayatımda ekibimizin şekil değiştirmesi ile biraz motivasyon kaybı olsa da yine de son derece azimle her gün 09:00-18:00 arası ofiste kurumsal kimlikte çalışıp, 18:00 sonrasında ise beyaz yakamı ofiste bırakıp Cem Karakuş olarak başka bir dünyaya açılmaya devam ediyordum. Ocak ve şubat ayları böyle sakin ve rutindi.

Mart

Mart Ayının ilk cuması James On The Roof‘un açılış partisi vardı. Uzun süredir içmeyen ben, sanırım o gün bir şişe viski içip “Allah allah, neden hiçbir şey olmuyor?” dedikten sonra Finn Karaköy’de içtiğim tekila içeren acı bir kokteyl sonrasında, içtiğim o viskiler ancak kana karışmış olsa gerek, bir garip oldum. Andrea Karaköy’de ise kız arkadaşıma bir şeyler anlatırken dilimin dönmediğini fark etmem ile geceyi Beyoğlu’ndaki Public Otel’de sabaha kadar kusarak geçirmem arasındaki kısmı ise hatırlamıyorum 🙂

Mart ayının ikinci cuma günü ise, bir önceki hafta pert olduğum aynı Jameson’un James On The Roof eventini ben host ettim. Genelde kendi partilerimde olduğu gibi bu kez de uzun bir süre Dj Setinin başında da yine ben vardım. 120 kişinin geldiği partide herkes çok eğlendi. Tek yudum içki içmedim. Kendimi çok kötü hissediyordum. Anlatamayacağım bir tuhaflık vardı içimde. Çok gariptim. Terliyordum. Hiç eğlenmiyordum ancak benim partim olduğu için eğleniyormuş gibi gözüküp benim için oraya gelen herkes ile tek tek ilgilenmeye çalışıyordum.

Kırılma Anı

Bir gün sonrasında ise canım kadar sevdiğim biricik dedemi kaybettim. Apar topar Ankara’ya gittim. Hiç beklemediğim bir şeydi ve annemin bu enkazdan nasıl çıkacağını düşünüp durdum sürekli. Çok ağladım. Biraz sakinleşince ise dedeciğim ile ilgili bu yazıyı yazdım. Artık hiçbir şey eskisi gibi değildi. Benim için çok zor, annem içinse travmatik bir süreç başlamıştı. Eğlenmem gereken kendi partimde neden bu kadar kötü hissettiğim konusunda kafam biraz daha net oldu. Sanki hissetmiş gibiydim.

Mart ayının sonunda Ramada Otel’de Uzakrota’nın düzenlediği UzakRota summit’te konuşmacıydım. Pek çok yeni insanla tanıştım. Konuşmam bittiğinde etrafıma toplanan onlarca insanın tebriklerini kabul etmek benim için çok güzeldi.

Nisan

Nisanın ilk haftası Restoran Haftası başladı. Peşi sıra Suvla’nın Kanyon’daki o güzel restoranı açıldı. Yine Nisan’da Piaggio’nun yeni modeli Medley’i test etmek için bir gecelik İtalya kaçışım oldu. İtalya’nın en batısında, Toscana bölgesinde, Argentario Golf Resort & Spa’da bir gece geçirdim. Yeni ürünü test ettikten sonra ertesi gün İstanbul’a döndüm.

Nisan’ın son haftası 4.sü düzenlenen 101 Lezzet Festivali vardı. Yine 101 farklı restoranın ürünleri ile cennetten bir pazar günü niteliğindeydi. Yeme içme profesyoneli ve meraklısı pek çok dostumu görmek için güzel bir bahaneydi benim için.

25 Nisan günü Bahçeşehir Üniversitesi’nde Yemek üzerine bir söyleşiye katıldım. Ben ve birkaç blog yazarı arkadaşım ile arkadaşım Şef Gabriel Sponza ile birlikte Bahçeşehir Üniversitesi Gastronomi Kulübü öğrencilerinin sorularını yanıtladık.

Mayıs

Nisan’ın son haftası kurumsal hayatımla kendi aramda yaptığım muhakeme sonuç verdi ve 1 Mayıs günü 3,5 sene CRM & Customer Care departmanın başında, çok emek vererek çalıştığım şirketimden ayrıldım. Benim için çok zor bir karardı. Aslına bakarsanız hiç de benlik değildi. Her zaman planlı, programlı ve titiz olan ben, bu kez plansızca ayrılıp planı sonra yapmak üzerine fokuslamıştım kendimi. Şirketteki kimse benim ayrılıyor olduğuma inanamamıştı. Ayrılma konusunda en son akıllarına gelecek kişilerden biri olarak kafalarda konumlanmış olmam beni biraz mutlu etti. Genelde şaşırtmak pek adetim değildi ama bu kez ofisteki herkesi şaşırtmıştım ve 1 Mayıs itibariyle benim için yeni bir hayat başlıyordu.

Kafam karışıktı. Ne yapacağımı bilmeden ayrılmıştım. Ancak kendime “Cem Karakuş” olarak bir şans vermek istiyorsam bu an o andı diye yola çıktım. Eğer freelance olarak kendi işimi yapmak istiyorsam, bu an o andı diye düşündüm. Kendime 6 ay süre verdim başlangıçta. 6 ay içinde istediğim gibi gitmezse tekrar kurumsalda iş arayacaktım. Çok geçmedi, 2 hafta içinde Türkiye’nin en önde gelen şirket gruplarından birinin genel müdürü ile bir kahve içtim.

Her zaman gömlekli bir şekilde iş toplantıları yaptığım genç genel müdür, bu kez kendi ofisinde siyah tişörtü ile karşıladı beni. Ben bunun bir iş görüşmesi olacağını düşündüğümden, birkaç ay çalışmak istemediğimi nasıl söylerim diye taklalar atmaya başlamadan hemen önce bana, beni son derece rahatlatan, belki de geleceğimi şekillendirecek cümleleri söylemişti.

Madem bu yola girdin, en az 6 ay, bir sene kendine şans ver. Sakın pes etme. Baktın olmuyor, ben buradayım, şirketler burada. Şirketler yerinde duruyor, elbet sana göre bir pozisyon buluruz. Seninle çalışmak çok keyifli olacaktır ama şimdi sakın bunu düşünme

Artık sabah 7 ‘de kalkmak yoktu. Ama yapacak çok iş vardı. 2 hafta sonra IKSV Müzik ve Caz Festivalleri için, festivallerin konaklama sponsoru The Marmara beni bir toplantıya davet etti. Ardından 2 ay boyunca birlikte çalışma kararı aldık. Bu iki büyük festivalin tüm sosyal medya içerikleri benim tarafımdan yürütülüyor, fotoğraflar benim objektifimden çıkıyordu.

Mayıs ayının son haftası Keyif Adamı ve Auteur Mutfak ile ilk etkinliğimiz olan Fine Talking Dinners’ı yaptık. 20’ye yakın farklı insanı bir araya getirdik. İyi yemek yedik ama esas önemlisi çok da iyi sohbet ettik ki amacımız da buydu zaten.

Mayıs’ı kapatışımız her zamanki gibi Chill Out Festival ile oldu. 4 senedir aksatmadan gittiğim ve çok keyif aldığım Chill Out Festival yine müthiş keyifliydi. 3 farklı sahnede birbirinden keyfili şarkılar dinleyerek müzik ve eğlenceye kaptırdık kendimizi.

Cem Karakuş

Chill Out Festival’in bitişinin ertesi sabahı üç günlüğüne kız arkadaşım Diana ile Bodrum’a kaçtık. Hem yılın ilk tatil kaçamağı için, hem de biraz iş için. Ve Haziran ayını Bodrum’da karşıladık. Bodrum’da Leka Otel’de aşağıdaki fotoğrafı çektik. 3 günde pek çok mekan gezdik.

Haziran

Üç gün Bodrum’da kaldıktan sonra 4 Haziran’da Soundgarden İstanbul için Babylon Kilyos’taydık. Festival sezonu başlamıştı artık. Müziğe doymak yoktu.

Vespa ile 4 gece 5 gün Yunanistan Turu

7 Haziran’da çılgınca bir şey yaptım. Wilbur’a atlayıp (Bilmeyenler için, Wilbur Vespa’mın ismi) bir arkadaşımla birlikte iki kişi iki scooter 4 gece 5 günlük Selanik’e kadar uzanan bir Yunanistan turu yaptık. İnanılmaz bir deneyimdi. Ama çok yorucuydu. 5 günde toplamda 1.400 km yol yaptık. Çılgınca yemekler yedik. Yağmurdan iç çamaşırıma kadar ıslanarak bir saat yol gittiğim anlar bile vardı. Sonra kendi deneyimlerimiz ile öğrendik. Yunanistan’a Vespa ile gidilmez 🙂 Büyük motor ya da otomobil lazım ki bizim gibi 120km/saat yerine 180-200kmler ile gidip yolu kısaltıp işin keyfini arttırmalı.

Yunanistan’dan döndüğümde IKSV Müzik Festivali devam ediyordu. Ben de konserlere gitmeye, içerik üretmeye ve davetiye vermeye devam ediyordum.  İki ay öncesinden planladığımız mini bir seyahatimiz vardı güzel bir ekip ile. 17 Haziran’da Kapadokya’ya kaçtık ve The Museum Hotel’de rüya gibi iki gece geçirip balonla seyahat etmenin nasıl muhteşem bir şey olduğunu gördük. Muhteşem fotoğraflar çektik, harika paylaşımlar yaptık.

  • Kapadokya
  • Kapadokya
  • Kapadokya Balon
  • Kapadokya Balon
  • Kapadokya
  • Kapadokya
  • Museum Hotel
  • Kapadokya
  • Cappadocia
  • Museum Hotel
  • Museum Hotel
  • Museum Hotel
  • Museum Hotel
  • Museum Hotel
  • Kapadokya
  • Cem Karakuş
  • Kapadokya
  • Museum Hotel
  • Cem Karakuş

Temmuz

Festivallere, konserlere bayram molası verilmişken biz de her sene olduğu gibi attık kendimizi Ayvalık Altınova’daki yazlığımıza. Her zamanki gibi ilk durağımız Cunda’daki Mola Cunda Hotel oldu. Mola’da bir gece kalıp sevgili Çiğdem ve Orçun’un ikizlerini sevdik. Keyif havuzunda keyif yaptık.

Oradan Ayvalık’taki eve geçip tam iki haftalık tatilimizin keyfini çıkarmaya başladık. Fırsat oldukça Cunda’ya uğrayıp Ortunç Otel’de Onur’un doğum gününü kutladık. Denize girdik, jakuzide keyif yaptık, atladık zıpladık, kanoya bindik, dağa tırmandık. Mola Cunda’da keyfi yaptık. Ayvalık’ta ayçiçeği tarlalarına girdik. Altınova sahilde deniz kenarında rakı fotoğrafları çektik. Çektikten sonra içtik bitirdik. Her gece mangal yaptık, her gece rakı içtik. Bahçede kedilerimiz ile oynadık.

  • Mola Cunda
  • Cem Karakuş Mola Cunda
  • Cem Karakuş
  • Cem Karakuş Ayvalık
  • Cem Karakuş
  • Ayvalık
  • Karpuz Rakı
  • Ayvalık Rakı
  • Yeni Rakı
  • Cem_Karakuş_Ortunç_Hotel_DSC_7287
  • Cem_Karakuş_Ortunç_Hotel_DSC_7354
  • Cem_Karakuş_Ortunç_Hotel_DSC_7225
  • Ortunç Otel
  • Ortunç Otel
  • Ortunç Otel
  • Cem Karakuş
  • Cem Karakuş
  • Ayvalık
  • Yeni Rakı
  • Fırında Mantar

Planımız 15 Temmuz Cuma akşamı İstanbul Funk Karaköy’deki sembolik düğüne eşlik ederek arkadaşlarımızın yanında olmaktı. O sebeple 15 Temmuz sabahı Ayvalık’tan İstanbul’a geldik. Gelmez olaydık. Aynı gece Darbe girişimi oldu. Her şey alt üst. İnsanlar yaşamını yitirdi, her şey iptal oldu. 15 Temmuz’da Karaköy’den yaptığım paylaşım ise  manidardı.

Siz sohbet ederken yorulduğunda, yanınıza oturmak için “oturabilir miyim?” Diye izin isteyen, az ilerideki cafeden eline tutuşturulan tatlıyı yemeden önce size ikram eden, saygılı, kibar bir kız. Büyüklerin unuttuğu tüm değerler, tüm saflığı ve iyiliği ile O’nda. Umarım hiçbir zaman bu güzel özelliklerini yitireceği bir ortam haline gelmez yaşadığı topraklar. Karaköy’de denk gelirseniz, ne okur iki sohbet edip bir tane kağıt mendil alın kendisinden olur mu?

Sonrasını biliyorsunuz zaten.

TV izlemekten çoktan vazgeçmiş ben, akşam tartışma programlarından kendimi alamadığımı gördüm. 1 hafta kadar bu böyle gitti ve sonra kendimi kapattım. İzlemedim, okumadım. Darbeden 2 gün sonra internet sitemde yazdığım bir yazı 2 gün içinde 30.000 kişi tarafından okundu. O yazı ile ilgili yaptığım instagram paylaşımım neredeyse 6.000 like ve 600’den fazla yorum aldı. Başlarda her şey güzelken bir şekilde troller devreye girmişti ve tehdit mesajları yağıyordu. “Acaba?” diye aklımdan geçirdim. Herkese cevap verme özverim olduğundan 2 günümü insanlara yanıt vererek geçirdim. Sonra yine “acaba?” dedim ve baktım ki farklı frekanslarda olduğumuz insanlara bir şeyler anlatmaya çalışıyorum, daha fazla vakit harcamamak için yazıyı da instagram paylaşımımı da hiç istemeye istemeye kaldırdım. Akıllara “acaba” sorusunun bile geliyor olması zaten demokrasinin olduğunun bir kanıtıydı aslında. Fazla da söze gerek yoktu.

21 Temmuz Joss Stone Konseri. Her şeye rağmen Joss Stone iptal etmedi konseri. Konser, güvenlik sebebi ile Zorlu PSM’ye taşınmıştı. Joss Stone herkesin oturarak onu seyrettiği sahneden indi. Elinden tutarak ön sıranın tamamını ayağa kaldırdı ve o andan sonra Zorlu PSM’de koltuğuna oturan kimse kalmamıştı. En önden, yarım metre uzağımızda şarkı söylüyordu Joss Stone. Bu sahne, tüm caz festivalinin akıllara kazınan hareketiydi bence. Ben de instagram hesabımda şu şekilde bir paylaşımda bulunmuşum bu harika konser için.

Ağustos

Sonra baktım ki her şey iptal. Festivaller bitmiş. Proje yok, iş yok. Bir hafta Ayvalık’a 3 gün de Alaçatı’ya kaçtım. Ayvalık beni rahatlatan, huzur bulduğum yer. Alaçatı ise pek çok arkadaşımın olduğumu, mahallem gibi bir alan.

Ağustos’un ilk 10 gününü Denizde geçirdikten sonra İstanbul’a döner dönemez Suvla Bağ Bozumu Festivali’nde aldık soluğu. Bir gece konakladığımız iki günlük bağ bozumu seyahatinde sabahın erkeninden sepetlerimize doldurduk üzümlerimizi. Çanakkale’de denize girdik, bol bol şarap  içtik ve İstanbul’a döndük.

Birkaç gün sonra prensesim dediğim, hayatımın en değerli, en güzel kadını ile daha fazla birbirimizi yıpratmama kararı aldık. İki seneye yakın olan ilişkimizde çok şey öğrenmiştik, çok sevmiştik, çok bağlanmıştık, çok mutlu olmuştuk, çok üzülmüştük ama bir süredir mutlu olmayı beceremediğimizi fark etmiştik. Kolay bir karar olmadı, kolay olamazdı da zaten. Öylesine dolu dolu 20-21 ay geçirmiştik ki. Belki de biz bu 2 seneyi 5 sene kadar yoğun yaşamıştık.  Asla kolay olamazdı. Yüzlerce güzel günlerimizden bazıları;

Moralimin bozuk olduğunu bilen Alaçatı’daki dostlarım aradı. “Hemen atla gel buraya, İstanbul’da durma” diye. 10 gün Alaçatı’da geçirdim. Denk gelmişken Chill Out Festival Çeşme’ye ve Before Sunset Closing Party’e uğradım. Bedenim orada olsa da ruhumun, aklımın bambaşka yerlerde olduğu zamanlardı bunlar. Kendimi sadece müziğe veriyor ancak hiç içki içmiyordum.

Eylül

4-5 günlük Alaçatı’dan sonra İstanbul’a döndüğümde Eylül olmuştu artık. Story Of Seven ile Tanem Sivar’ın o güzel Tuzla Yat Kulübünde biraz vakit geçirdik.

Eylül’ün 2. Haftası olmadan, yine bayram vesilesi ile rotamızı Ayvalık’a çevirdik. Ayvalık bizim ikinci evimizdi. Anne, baba, kardeş, anneanne, dayımlar, kuzenler ile birlike kalabalık bir bayram geçirdik Ayvalık’ta. Oradan istikamet tekrar Alaçatı’ydı. Alaçatı ve Ayvalık hattı benim için sarı dolmuşlar gibiydi artık. 3 gün Alaçatı’da kaldıktan sonra oradan ilk kez düzenlenen Most Bodrum’u izlemek üzere direkt Bodrum’a geçtim ve bu güzel kareler ortaya çıktı.

Sonrasında İstanbul. Bittiğinde saydım; Alaçatı, Ayvalık ve Bodrum üçgeninde tam 45 gün deniz tatili yapmıştım bu sene. Yani 45 gün o ayak denize girmişti. Hayatımda sanırım böylesine tatili bol ancak bir o kadar da buruk bir yaz döneminin ikincisi olamazdı. Alaçatı’da o kadar kalınca güzel bir Alaçatı rehberi de hazırladım. Alaçatı’da 5 Günde Ne Kadar Para Harcanır yazım ilginizi çekebilir.

Teşvikiye Hayatına, mahalleme geri döndüm tabi. Zaman geçiyordu. Ne yapacağımı kestiremiyordum. Kurumsala tekrar mı dönmeliydim yoksa pes etme zamanım gelmiş miydi? Nasıl oldu bilmiyorum ama şimdiki ortağım bay sakal Şefik Soyer ile güçlerimizi birleştirmeye karar verdik. İyi ki de yaptık.

Yola koyulduk. Şirketimizin adı Delusional Production’dı. Artık bizim video, prodüksiyon, sosyal medya ve etkinlik ajansımız vardı. Kendi markalarımızı oluşturmaya başladık. Herkese yavaş yavaş kulaktan kulağa anlatıyorduk. Yolumuz çok uzun ve zahmetliydi.

Ekim

Ekim Ayı Hızlı Başladı. Burger Festival’in sosyal medya iletişiminde yer aldım. Festival’in kısa tanıtım filmini çektik. Hemen peşine İstanbul Coffee Fest vardı. Her sene olduğu gibi buna da gidip, kafamızı uzattık. Hayatımıza yeni insanlar yeni markalar kattık.

13 Ekim’de Fashion Week’te Deniz Berdan ve Braun’un prodüksiyonunu üstlendik. Çok keyifli bir işti bizim için. Deniz Berdan’ın ne kadar mükemmel bir insan olduğunu anlama ve onu bu kadar yakından tanıma fırsatımız olmuştu.

Yeniden Balık ile balık sezonunu açtık. Balık sezonunda rakıya doyduk. Proje yağmurlu günlere denk geldik. Islanan ıslana çekim yaptık. Mekan sahiplerinin sanata ne kadar meraklı olduğunu tekrar anladık. Üç farklı mekanda üç farklı çekim ile yemesek de doyduk. İçmesek de kafamız güzel oldu.

Halloween Parti’de aynı anda iki yere söz vermiştim ancak aynı anda iki farklı yerde olamayacağımdan biraz bir yerde biraz başka yerdeydim. Tükkan Karaköy’deki partide bir süre vakit geçirdikten sonra 5 Cocktails & More’a geçtim. Herkes maskeli, herkes makyajlı. Benim maskem çok korkunç, inanılmaz ilgi görüyor. Tam eve dönmek üzereyken basın fotoğrafçılarından biri yanıma geldi. Az önceki fotoğrafı bana yollayabilir misin dedi. Hay hay dedim. Mail attım. Sonra en başta sormam gereken soruyu sordum. Neden?  “O fotoğraftaki kişi kimdi biliyor musun?” dedi. Tabii ki “hayır” dedim. Ben hiç TV izlemeyip magazin bilmediğimden haberim yok. Ahu Yağtu dedi. Cem Yılmaz’ın eski eşi. Haydi bakalım.

Geçtik. Food art Festival’de Yeni Megane’ı denemiş oldum. Banyan Restoran’da Food Art Fest’e özel menüyü deneyip anlatacaktım. Hep merak ettiğim Yeni Megane şoförü ile kapıma geldi. Banyan Restorana kadar bana eşlik etti. Yemeğimizi yedik, içkimizi içtik. Sonra şoför eşliğinde Yeni Megane tekrar gelip aldı beni.

Contemporary ile her sene olduğu gibi yine kafayı yedik. Contemporary’nin arasına iki de toplantı sokuşturduk. Fotoğraf çekmeye ve gezmeye doyamadık.

Yedi sebebi ile bir pazar günümün tamamını Bomontiada’da geçirdim. Harika bir gündü. Uzun süredir göremediğim tüm dostlarımı gördüm. Ertuğrul Özkök ile aynı masada karşılıklı rakı içip sohbet ettim, Serra Yılmaz ile göbek attım, Rudolf ile kasap havası oynadım. Dünyaca ünlü Şef Massimo Bottura’nın elinden yemek yedim.

Sonra 12 Kasım geldi. Yükselenimle birlikte double Akrep olan ben doğum günümü Atiye Sokak Nopa’da kutladım. Nopa’nın işletmecisi sevgili arkadaşım Erhan Seven, Kiraz Halkla ilişkiler ve Pernod Ricard elimi sıcak sudan soğuk suya sokmama izin vermediler. Ben hiçbir şeye karışmadım ama her şey mükemmeldi. Nopa için de benim için de fevkalade bir gündü. Nopa’nın bar kısmına artık kimsenin ulaşamayacağı kadar bir kalabalıkla karşılaştık.  Sadece herkese bir merhaba diyebilecek vaktimin olduğu ve hatta o yoğunlukta o günün tek bir kare fotoğrafını çekmeyi bile akıl edemediğim bir geceydi. Hazır yeri gelmişken o gece yanımda olan, bana eşlik eden tüm arkadaşlarıma buradan bir kez daha teşekkür edeyim.

Kasım sonunda sevgili kardeşim Alp Artam ile iki ay öncesinden planladığımız Adana seyahatimizi gerçekleştirdik. 2 günde 20 farklı mekan gezdik. Çok üst düzey gastronomik bir seyahat geçirdik. Seyahatin ve önerilerimin tamamını Fiyatlarıyla Adana’da Mutlaka Gitmeniz Gereken 20 Mekan  yazımdan okuyabilirsiniz.

Metin Hara uzun süredir her alanda karşıma çıkıyordu. Planladım, bir şekilde kendimi denk getirdim ve insana güven eğitimine katıldım. Zaten 3 senedir içinde olduğum, kendi geçmişime bakarak keşfettiğim pek çok şey ile paralel olan düşüncelerimizi pekiştirdik ve bir adım daha öteye taşıdık. Bakış açımızı, algımızı daha da değiştirdik, geliştirdik.

2016’da çok fazla bir şey istemediğimi fark ettim. 2017’den isteklerimiz tabii ki var. İstemek gerek. İstemeyi unutmuşuz biz. Odaklanmayı, hayal etmeyi, arzulamayı, istemeyi ve kalbimizi, ruhumuzu, beynimizi istediğimiz şeye yönlendirmeyi unutmuşuz. 2017’deki tüm enerjimizi, 2016’da yarım bıraktığımız her şey için ve yeni başarıları istemek için kullanacağız. 2017’de sağlığınız ve iç huzurunuz yüksek olsun, para zaten kazanılır.

Güzel senelere

Tags: , , , , , , , , , , ,

4 Responses to 2016 ve Ben!

  1. Esra dedi ki:

    Müthiş bi zeka çok güzel deneyimler tebrikler

  2. zeynep özcan dedi ki:

    Kalbimden okudum harikasın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir